Kılcal Damar Tedavisi

Kılcal damar, vücutta yer alan en ince kan damarlardır. Bu kılcal damarlar, birçok ana damarla bağlantı sağlar. Kılcal damar çatlaması ise birçok kılcal damarın birbirine yakın bir şekilde yırtılması sonucunda meydana gelir. Böylelikle cildin alt yüzeyinde kan birikir ve morluklar oluşabilir. Bu boyutu değişebilen mavimsi-mor veya siyah bir morluktur. Kılcal damar çatlaması tedavisinde genellikle lazer tercih edilir.

Kılcal Damar Çatlaması Nedir?

Kılcal damar çatlaması, cildin yüzeyine yakın ince damarların zarar görmesiyle oluşan bir durumdur. Ciltte kırmızı, mor, mavi benekler veya çizgiler olarak görülebilir. Genellikle zararsız olsa da, bazen altta yatan ciddi bir sağlık sorununun göstergesi olabilir. Bazı durumlarda da oluşan kılcal damar çatlaması ciddi semptomlara neden olmayabilir. Birkaç gün ya da hafta içerisinde iyileşme gösterir.

Kılcal Damar Çatlaması Neden Olur?

Kılcal damar çatlaması güneş ışığı, çeşitli ilaçlar, yaşlılık, fiziksel darbeler, hormonal tedaviler nedeniyle oluşabilir. Günlük hayatta yapılan bazı davranışlarda buna sebep olabilir. Kılcal damar çatlamasının en yaygın sebepleri şöyle sıralanır:

  • Fiziksel Darbeler
  • Yaşlanma
  • Hassas/Gergin Cilt
  • Hormonal Değişiklikler
  • Güneş Işığı

Fiziksel Darbeler

Derinin dışarıdan aldığı fiziksel darbeler sonucunda kılcal damar çatlayabilir. Düşme, darbeler, basınç buna sebebiyet verebilir.

Yaşlanma

Yaşın ilerlemesiyle vücutta bazı değişimler gözlenir. Özellikle deride ve damarlarda esneklik azalır, bunun sonucunda da kılcal damarlarda çatlamalar gözlenebilir.

Hassas/Gergin Cilt

Cilt hassasiyeti arttıkça dışarıdan gelen darbelere karşı kılcal damar çatlama oranı artar. Aynı zamanda gergin ciltlerde de bu gözlenebilir.

Hormonal Değişiklikler

Vücutta kimi zaman hormonal değişimler gerçekleşir. Başta hamilelik olmak üzere vücutta büyük değişimlere sebep olan hormonal değişimler kılcal damar çatlamasına sebep olabilir. 

Güneş Işığı

Uzun süre güneşe maruz kalan ciltlerde birçok farklı cilt problemi gözlenebilir. Yüksek UV ışınları cilt esnekliğini azaltır ve kılcal damar çatlamasına neden olabilir.

Kılcal Damar Çatlaması Nerelerde Olur?

Kılcal damar çatlaması vücudun farklı noktalarında gözlenebilir. Fakat kimi insanlarda vücudun bazı bölgelerinde kılcal damar çatlaması yoğunlaşabilir. Bacak, kol, yüzde daha sık görülebilir.

  • Burun kılcal damar çatlaması
  • Bacakta kılcal damar çatlaması
  • Yüzde kılcal damar çatlaması
  • Gözde kılcal damar çatlaması

Burun kılcal damar çatlaması

Burun kılcal damar çatlaması genellikle estetik sebeplerden dolayı rahatsızlık duyulan bir durum olarak görülse de burun tıkanıklığı gibi nefes alam problemlerinin temel nedeni olabilir. Lazer uygulamaları sayesinde tedavisi mümkündür.

Bacakta kılcal damar çatlaması

Bacakta kılcal damar çatlaması, cilt yüzeyine yakın damarların çatlamasıyla oluşur. Kırmızı ve mor renkte görülebilir. Dar kıyafetler, uzun süre ayakta kalmak, obezite, sigara kullanımı sebep olabilir.

Yüzde kılcal damar çatlaması

Yüzde kılcal damar çatlaması özellikle burun çevresinde görülebilir. Bunun birçok sebebi vardır. Cilt derisinin ince olması, genetik faktörler, yaşlanma, uzun süre güneş ışığına maruz kalmak gibi nedenleri olabilir. Tedavide genellikle ışık ve lazer tedavisi tercih edilse de bir uzman tarafından cildinizin analiz edilerek en uygun tedavi gerçekleştirilmesi faydalı olacaktır.

Gözde kılcal damar çatlaması

Gözde kılcal damar çatlaması beyaz kısımda gerçekleşir. Burada bulunan kılcal damarların çeşitli nedenlere bağlı olarak genişlemesi ya da çatlaması sonucunda görülür. Gözde kızarıklık meydana gelir ve sebebinin bilinmemesi durumunda en yakın sağlık merkezine gidip destek alınması gerekir.

Bebeklerde Kılcal Damar Çatlaması Neden Olur?

Kılcal damar çatlaması yaşı ilerlemiş bireylerde görülebileceği gibi bebeklerde de gözlenebilir. Bebeklerde kılcal damar çatlamasının nedenleri değişebilir. Kılcal damar çatlaması genellikle zarar gibi görünse de uzman bir doktor tarafından incelenmelidir.

  • Genetik sebepler
  • Hemanjiom
  • Darbeler
  • Tansiyon

Genetik sebepler

Ailede bulunan kılcal damar çatlağı bebekte de görülebilir. Genetik problemler kimi zaman gelecek nesillerde ortaya çıkabilir.

Hemanjiom

Bebeklerde sıklıkla görülen bir rahatsızlıktır. Anormal şekilde büyüyen kan damarlarında oluşur ve bir yaşına kadar büyümeye devam eder. Bu noktada kılcal damar çatlayabilir.

Darbeler

 Bebek ciltleri yetişkinlere göre daha hassas olduğu için küçücük bir darbe bile bebeğin cildinde morarmalara yani kılcal damar çatlamasına sebep olabilir.

Tansiyon

Nadirde olsa bebeklerde tansiyon rahatsızlığı gözlenebilir. Yüksek tansiyon özellikle kılcal damar çatlamasına sebep olabilir.

Kılcal Damar Çatlamasının Belirtileri Nelerdir?

Kılcal damar çatlaması belirtileri vücudun farklı noktalarında kendini göstererek ciltte kızarma şeklinde meydana gelir. Kızarıklığın yanında örümcek ağına benzer bir görünüm oluşabilir. Cilt yüzeyinde görülen mor, mavi ve yeşil renkler kılcal damar çatlaması belirtisi olarak değerlendirilebilir. Vücut tipine bağlı olarak bölgenin rengi farklılık gösterebildiği gibi kimi bireylerde kaşıntı, sızlama, kramp, ağrılar gözlenebilir.

Yüz, burun, bacak gibi bölgelerde deride gözlenen kılcal damar çatlaması ise ciddi sonuçlara sebep olmaz ama bakıldığında estetik olarak kişilere hoş gelmeyebilir.

Kılcal Damar Çatlaması Nasıl Teşhis Edilir?

Cilde alınan darbelerden sonra bölgede morarma, kızarma olabilir. Genellikle görülen belirti budur. Bu noktada herhangi bir şikayetiniz olduğu taktirde dermatologlardan destek alabilirsiniz. Uzmanların tercih ettiği yöntemler ile en sağlıklı teşhis ve tedaviyi alabilirsiniz.

Kılcal Damar Çatlaması Tedavisi Nedir?

Kılcal damar çatlaması tedavisi farklı şekillerde gerçekleştirilir. Kılcal damar tedavisinde deri altına müdahale gerçekleştirildiğinden ötürü bir uzman tarafından gerçekleştirilmelidir. Tedavi esnasında genellikle lazer tedavisi tercih edilir. Hızlı, iz bırakmadan ve ağrısız bir yöntemdir. Skleroterapi tedavi yönteminde damar içine ilaç enjekte edilir. Radyo frekansı tedavisinde ısı dalgası yardımıyla damara müdahale edilir. Tedavi sonrasında bölgeyi yoğun güneş ışığından korunmak gerekir. Yüksek güneş ışığına maruz kalmak deride lekelenmeye sebep olabilir.

Kılcal Damar Çatlaması ve Önleme Yöntemleri

Kılcal damar çatlaması görüldüğü taktirde bir uzman hekimden destek almak bu rahatsızlığın ilerlemesine engel olur. Bunun dışında yüksek kilolar damar çatlamasına sebep olabileceğinden ötürü vücut kitle endeksinize bağlı kalmak sağlığınız için faydalı olacaktır. Dar kıyafetlerden ziyade kan akışını engellemeyecek kıyafetler tercih edebilirsiniz.

Yüksek güneş ışığından korunmak başta kılcal damar çatlaması olmak üzere diğer birçok deri rahatsızlığının da önüne geçilir. Bunların dışında bol su tüketmek, vücudun ihtiyacı olan vitaminleri takviye etmek ve düzenli spor yapmak kılcal damar çatlamasını önleyebilecek davranışlardır.

Koroner Arter Hastalığı

Aort Genişlemesi Nelerdir?

Koroner arterlerin iç yüzeyleri pürüzsüzdür ve kan akışı sorunsuz seyreder. Aynı zamanda damar içini döşeyen hücreler damarın açık kalmasını sağlayan maddeler salgılarlar. Koroner damarların çok farklı etkenler ve mekanizmalar sonucunda daralması sonucunda ateroskleroz (damar sertliği) dediğimiz damar tıkanıklığı başlamış olur. Ateroskleroz dediğimiz olay başladığında damarın elastikiyeti de azalır ve ihtiyaç halinde fazla kan geçişi için genişlemesi gereken damarlar bunu yapamazlar. Bütün bunların net sonucu kişi efor yaptığında kalbin buna cevap verebilmesi için gerekli kan kalp kasına gidemez ve belirtiler başlar.

Koroner Arter Hastalığı Belirtileri ve Şikayetleri Nelerdir ?

Koroner arter hastalarında damarlardaki tıkanıklıklar ileri seviyeye gelmeden şikayet olmayabilir. Belirtiler sıklıkla eforla veya stress ile göğüsün sol tarafında ağrı, yanma, baskı hissi şeklinde kendini belli eder. Ağrılar kola çeneye yayılabilir ya da mide ağrısı ile karışabilir. Bu belirtiler kesinlikle her hastada farklı şekilde ortaya çıkar.

En sık ortaya çıkış haliyle hasta efor yaptığında bu bulguların ortaya çıkıp, dinlendiğinde geçmesi tipiktir. Buna Anjina Pektoris diyoruz.Hastalık daha da ilerlediğnde göğüs ağrısı ve sıkışma hissi istirahat halinde de gelmeye başlayabilir. Bu çok daha ciddi bir durumdur ve Kalp krizinin habercisi olabilir. Hastalığın ileri dönemlerinde ve koroner arterlerde ani bir tıkanma ile hasta miyokard infarktüsü (Kalp krizi) geçirebilir. Beraberinde gelişen ritm bozukluğu ve kalbin pompa gücü çok azalabilir hatta tamamen durabilir ve hasta eğer müdahale edilmezse hayatını kaybedebilir.

Koroner Arter Hastalığı Risk Faktörleri Nelerdir?

Risk faktörlerini değiştirilebilen ve değiştirilemeyenler olarak ikiye ayırıyoruz:

Değiştirilemeyen risk faktörleri:

Genetik yatkınlık: Ailesinde erken yaşta koroner kalp hastalığı hikayesi olanlar daha riskli gruba girmekteler. Genetik geçiş hakkında tartışmlalar sürmektedir ve bu gün kan tahlili ile kişinin koroner arter hastalığı ile ilgili risk paneli ortaya konabilmektedir.

Cinsiyet: Maalesef koroner arter hastalıkları erkeklerde kadınlardan daha sık görülmektedir. Fakat Bayanlarda menopoz sonrası koruyucu hormonal yapı azaldığından koroner arter hastalığı riski cinsiyet olarak menopoz sonrası kadınlarda erkeklerle eşit seviyeye gelmektedir.

İleri yaş: Ateroskleroz çocukluk çağında başlar ve zamanla ilerleyerek ortalama 50 li yaşlarda ortaya çıkar. Yaş ilerledikçe doğal olarak koroner arter hastalığına yakalanma oranı artmaktadır.

Diyabet: Şeker hastalarında damar tıkanıklığı gelişme oranları normal bireylere göre çok daha fazladır. Şeker hastaları sadece koroner kalp hastalığı değil felç geçirme, kalp krizi ve ani ölüm açısından da daha riskli grupta yer almaktadır.

Kişilik yapısı,stress: Yapılan çalışmalar yoğun iş temposu ve stresin kalp hastalıklarının gelişimini ve Kalp krizini tetiklediğini göstermiştir. Stress anında kanda adrenerjik hormonların aşırı salınımı tansiyonun yükselmesine de neden olarak kalp krizini tetikleyebilmektedir.

Değiştirilebilen risk faktörleri:

Sigara: Sigara sadece kalp hastalıkları için değil akciğer hastalıkları felçler kanser gibi ölümcül hastalıklarda da en önemli risk faktörüdür. Sigara neden olduğu hastalıklar olarak en önemli azaltılabilir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Sigara içen kişilerde kalbe giden oksijen azalır, kan basıncı ve kalp hızı artar, kanın pıhtılaşması artar. Kalp damar hastalıklarının azaltılması ve önlenmesinde ekarte edilmesi gereken ilk risk faktörü olarak kabul edilmektedir.

Hipertansiyon: Yine değiştirilebilir risk faktörlerindendir. Hipertansiyon %90 hastada primer dediğimiz herhangi bir sebep olmadan ortaya çıkar. Diğer grupta ise en sık böbrek arteri daralması hipertansiyona neden olur. Toplumda Hipertansiyonu olan hastaların neredeyse yarısı bundan habersizdirler. Bu yüzden zaman zaman kan basıncının ölçtürülmesinde fayda vardır. Hipertansiyonun kontrol edilmesinde en önemli faktör tuz kısıtlamasıdır. Ülkemizde kişi başına tuz tüketimi 18 gram/gün seviyesindedir. Olması gereken seviye ise ise sadece 5g/gün dür. Hipertansiyon koroner arter hastalığında risk faktörü olduğu gibi böbrek, göz, beyin de de zararlı etkiler yapabilir. Aynı zamanda büyük atar damarlarda anevrizma dediğimiz genişlemelere neden olabilir.

Obezite: Çağımızın hastalığı olarak gelişmiş toplumlarda daha genç yaşlarda bireyleri tehdit eden en önemli risk faktörüdür. Teknolojinin getirdiği hareketsiz yaşam ve beslenme alışkanlıklarındaki değişmeler bireylerin harcadıklarından daha fazla kalori almaları sonucunda obezite ortaya çıkar. Obezitenin tedavisinde, öncelikle altta yatan bir sistemik hastalık veya endokrin bozukluk araştırılmalı varsa tedavi edilmelidir. Diğer şekilde ise profesyonel yardım alınarak obezite tedavi edilmelidir. Yapılan çalışmalarda obezitenin tip II diyabet, prostat ve jinekolojik kanserler, reflü, varis oluşumunda etkili olduğu gösterilmiştir.

Kan yağlarının yüksekliği: Kan yağlarının yüksek olması hem metobolik sebeplere bağlıdır hem de direk beslenmeyle ilgilidir. Organizmada tüm damar sisteminde yağların damar iç duvarına tutunarak ateroskleroz sürecini başlattığı bilinmektedir. Koroner arter hastalığından korunmada kan yağlarının düşürülmesi temel prensiplerden birisidir. Kanda total kolesterol, trigliseritler, HDL (iyi kolesterol), LDL (kötü kolesterol) seviyeleri lipit paneli adı altında değerlendirilir ve diyetle birlikte uygun ilaç tedavisi uygulanır.

Egzersiz: Hareketsiz bir yaşam tarzı kalp damar hastalıklarının gelişiminde en az kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı kadar etkilidir. Düzenli egzersiz kalp ve akciğer fonksiyonlarını, kan basıncını, vücuttaki yağ oranını azaltır. İyi kolesterolü yükseltmenin en iyi yolu düzenli yapılan egzersizlerdir. Haftada 5 gün düzenli olarak 30 dk. kadar açık havada yapılan tempolu bir yürüyüş ideal olur. Bunun yanında masa tenisi, bisiklet, basketbol, yüzme gibi tüm kas gruplarını çalıştıran sporlar yapılabilir. Ağırlık kaldırma gibi kuvvet gerektiren egzersizler kalp sağlığı açısından zararlıdır.

Aort Genişlemesi

Aort Genişlemesi Nelerdir?

Aort dediğimiz damar, kalpten çıktıktan sonra vücuda dağılan kanı pompalayan ana atardamardır. Aortun çapı, kalpten çıktığı bölümde yaklaşık 2,5 cm’dir. Vücutta bu kadar geniş çapa sahip başka bir damar yoktur. Çeşitli sebeplerden dolayı Aort’un çapı artar, genişler. Biz buna tıpta “Anevrizma” deriz. Anevrizma belli bir süre sonra daha da genişler ise yırtılma ihtimali vardır. İçinden geçen kan dışarı doğru akar, ve komşu organları etkileyecek düzeye gelirse biz buna tıpta “rüptür” (patlama) adını vermekteyiz. Büyüyen aortun bir başka bilinen komplikasyonu ise “Disseksiyon” (içe doğru yırtılma) olarak isimlendirilir. Bunlardan her ikisi de oldukça tehlikeli patolojiler olup, anında veya çok süratli tedavi gerektiren, hayati tehlike taşıyan durumlardır.

Aort, kalbin sol ventrikülünden gelir ve göğüs ve karın boşluğu boyunca ilerler. Aortun göğüs boşluğu kısmındaki bölümünde oluşan anevrizmalar, “torasik anevrizmalar” olarak adlandırılırlar. Aortun karın boşluğu kısmındaki bölümünde oluşanlar ise, “abdominal anevrizmalar” olarak adlandırılırlar.
Anevrizmalar; beyin, kalp, boyun, dalak, diz arkası ve vücudun diğer bölümlerindeki damarlarda da oluşabilir. Eğer beyindeki bir anevrizma patlarsa inmeye neden olabilir.

Anevrizma taraması neden önemlidir ?

Her yıl yaklaşık 15.000 insan rüptüre (patlamış) anevrizma nedeni ile ölür. Rüptüre anevrizmalar, 50 yaşın üzerindeki erkeklerde 10. sıklıkta ölüm nedenidir. Rüptüre anevrizmaların çoğu erken tanı ve medikal tedavi ile önlenebilir. Çünkü anevrizmalar herhangi bir bulgu vermeden önce gelişip büyüyebilirler. Bu yüzden yüksek riskli kişilerde anevrizma taraması yapmak önemlidir. Tanı konulduğu anda anevrizmalar genellikle ilaç veya cerrahi ile başarılı olarak tedavi edilebilirler. Aort anevrizması tanısı konduğunda doktorlar kalp hızını ve kan basıncını azaltacak ilaçlar verirler, bu da patlama riskini azaltır. Geniş aort anevrizması tanısı konulduğunda, genellikle aortun hastalıklı kısmının replase (değiştirilme) edilmesi şeklindeki cerrahi ile tedavi edilebilir. Sonuçlar, genellikle iyidir.

Anevrizmanın nedenleri nedir?

• Ateroskleroz (damar sertliği veya kalitesinin bozulması) nedeniyle oluşabilir. Ateroskleroz geliştikçe atardamar duvarları kalınlaşır, hasarlanır ve normal iç yüzeylerini kaybeder. Atardamarın bu hasarlanmış kısmı içindeki kanın basıncıyla gerilebilir veya balonlaşabilir. Böylece anevrizma oluşur. • Anevrizma aynı zamanda atardamarın içindeki sürekli yüksek kan basıncı dolayısıyla da oluşabilir.
• Göğüste oluşan bir travma ile (örneğin araba kazası sonucu oluşan travma) oluşabilir.
• “Marfan sendromu” gibi bazı tıbbi durumlar da anevrizmaya neden olabilir. “Marfan sendromu” görülen kişilerin boyları çok uzundur, parmakları ince ve uzundur. Bu kişilerde damar yapısında incelme söz konusu olabilir.
• Nadir durumlarda tedavi edilmemiş sifilis (cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon) gibi enfeksiyonlar da aort anevrizmasına neden olabilir.

Kimler Risk altındadır ?

Erkekler, kadınlara oranla AAA (En sık anevrizma tipi olan abdominal aortik anevrizmalar) için 5-10 kat daha yüksek riske sahiptirler. AAA riski, yaşlandıkça artar ve en sıklıkla 60-80 yaşları arasındaki kişilerde oluşur. Periferik anevrizmalar da 60-80 yaş arasındaki kişilerde sık görülür.

Özetle :

• Ateroskleroz (Atardamarlarda yağ depolanması)
• Sigara Kullanımı (Sigara içenler, 8 kat daha fazla riske sahiptirler)
• Aşırı kilo veya obezite
• Aort anevrizması, kalp hastalığı veya atardamarların diğer hastalıkları için aile hikayesi
• Aort duvarını zayıflatan bazı hastalıklar (Marfan sendromu, tedavi edilmemiş sifilis, tüberküloz)
• Trafik kazası sırasında göğüs darbesi gibi travmalar
• 35-60 yaşları arasında ciddi ve kalıcı yüksek kan basıncı. (Kontrol altına alınmamış basınç, tehlikelidir.)
• Kokain gibi uyarıcı ilaçların kullanımı

Belirtileri Nelerdir ?

Anevrizmaların bulgu ve işaretleri tipine, yerleşimine ve patlayıp patlamadığına veya vücuttaki diğer yapılarla ilişkisine bağlıdır. Anevrizmalar yıllar boyunca herhangi bir şikayete yol açmaksızın oluşup büyüyebilir.

Yıllar boyunca yavaşça büyürler ve patlayana kadar herhangi bir şikayete yol açmazlar. Bazen muayene sırasında hastanın karnında nabız veren bir kitle fark edilebilir. Eğer şikayete yol açarlarsa, bu şikayetler sırtta veya karnın kenarlarında derin batıcı tarzda ağrı, karında saatler veya günler boyunca süren sabit yanıcı ağrı, ayaklarda soğuma veya uyuşma şeklindedir. Karın bölgesindeki anevrizmalara biz Abdominal Aort Anevrizması (AAA) deriz. AAA patlarsa, şikayetler karnın alt kısmında veya sırtta ani ve şiddetli ağrı, bulantı ve kusma, ciltte terleme, baş dönmesi ve ayağa kalkınca artmış kalp hızı şeklinde olur. Patlamış bir AAA nedeniyle oluşan iç kanama, hastada şoka yol açabilir.
Torasik (Göğüs) aort anevrizmaları, büyüyene veya patlayana kadar şikayete yol açmayabilir. Ortaya çıkan şikayetler; çenede, boyunda, sırtta veya göğüste ağrı veya öksürük, ses kısıklığı veya nefes almada zorluk şeklindedir.

Periferik anevrizmalarda ortaya çıkan şikayetler, boyunda, kolda veya bacakta hissedilen nabız veren kitle, kol veya bacak ağrısı, egzersiz krampı şeklindedir.

Anevrizma Tanısı Nasıl Konulur ?

Anevrizmalar, rutin fizik muayene sırasında şans eseri bulunabilirler. Sıklıkla göğüs veya karın ağrısı gibi başka nedenlerle yapılan ultrason, röntgen veya bilgisayarlı tomografi sırasında şans eseri bulunurlar. Anevrizma tanısı koymak için röntgen, ultrason, bilgisayarlı tomografi, magnetik rezonans görüntüleme, anjiografi gibi yöntemler kullanılır.

Anevrizmalar ne zaman ve nasıl tedavi edilir ?

Aort Anevrizması vücutta bulunduğu yere göre hem tedavi zamanı, hem de tedavi yöntemi açısından farklılıklar arz eder. Eğer göğüs kafesi içindeki aortu çıkan aort ve inen aort diye ikiye ayırırsak, tedavi gerektiren durumları şöyle özetleyebiliriz :

  • Çıkan Aort 5,5 cm çapına erişmiş ise veya
  • Çıkan Aort’un son 6 ayda 5 mm çapı artmış ise,
  • Çıkan Aort 5 cm ise ve labil (inişli-çıkışlı) hipertansiyon mevcut ise
  • İnen Aort 6 cm çapında ise veya son 6 ayda 5 mm çap artışı yaşanmış ise
  • Herhangi bir başka organ basısı var ise
  • Abdominal (karın içi) Aort 5,5 cm ise veya son 6 ayda 5 mm çap artışı var ise
  • Tüm anevrizmalarda eğer bir kanama şüphesi var ise

Yukarıdaki durumlarda aort anevrizmaları ya ameliyat yöntemi ile, ya da endovasküler (girişimsel) yöntem ile (EVAR, TEVAR) tedavi edilmelidirler. Bu sonuncu yöntem halk arasında “kapalı yöntem” adıyla anılır.

Periferik Damar Hastalığı

Periferik Damar Hastalığı Nelerdir?

Hastalık arterler, damarlar veya lenfatik damarlar dahil olmak üzere kalbin dışındaki herhangi bir damarı etkileyebiliyor. Periferik damar hastalığı tüm sistemleri etkilediği için inme gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkarabiliyor. Periferik damar hastalığında başvurulan cerrahi yöntemler kalıcı hasarları önlemede büyük önem taşıyor. Bu nedenle hastalık belirtileri görülür görülmez alanında uzman kişilere başvurulması hayati oluyor. Memorial Antalya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Kadir Sağdıç, periferik damar hastalıkları cerrahisi hakkında bilgi verdi. 

PERİFERİK ARTER (ATAR DAMAR) HASTALIĞI NEDİR?

Kalpten pompalanan kanı diğer tüm doku ve organlara (beyin, bacak, kol, karın içindeki tüm organlar) götüren atar damarlara yani arterlere genel olarak ‘periferik arter’ denir.

Periferik arter hastalığı, sıklıkla damar duvarları arasında yağ birikintilerinin fazla olması ile oluşan damar sertleşmesi (ateroskleroz) nedeniyle damarların daralması ve bunun sonucunda damarın beslediği bölgeye yeterince kanın gidememesi durumudur. Bu hastalıklar yavaş gelişir ancak değişik sorunlar ortaya çıkararak vücudun farklı bölgelerini etkisi altına alır. Bu durumdan en çok etkilenen damarlar ise şah damarı ile böbreklere, bağırsak ve bacaklara giden atardamarlardır.

PERİFERİK ARTER HASTALIĞININ ÖNEMİ NEDİR?

Günümüzde artmış ölüm oranları ve kalp-beyin damarlarında da aynı mekanizma ile darlık oluşması nedeniyle ‘kalp-damar hastalıkları’ bir bütün olarak ele alınmaktadır. Dolayısıyla, periferik arter hastalığı, ilgili organlarda beslenme bozukluğu yapması dışında, tüm sistemleri etkileyen ciddi bir hastalıktır.

Özellikle 50 yaşın üstündeki kişilerde, en sık nedeni ateroskleroz denilen damar sertliği iken, nadiren damar duvarının iltihabi hastalıkları, romatizmal hastalıklar, doğuştan gelen kan hastalıkları veya pıhtılaşma bozuklukları da bu hastalığa yol açabilir.

Karotis arterler, boynun her iki yanında bulunan ve şah damarı olarak bilinen atardamarlardır. Kalpten gelen oksijence zengin kanı baş ve beyin bölgesine iletirler. Karotis stenozu (darlığı) olarak da bilinen karotis arter hastalığı ciddi bir durumdur. Darlık oluşan bölgelerde kolaylıkla kan pıhtısı oluşabilir, tıkanabilir ya da buradaki plak veya kan pıhtısı koparak, beynin içindeki daha küçük başka bir arteri tıkayarak felç (inme) yaşanmasına neden olabilir.

PERİFERİK ARTER HASTALIĞI İÇİN KİMLER RİSK ALTINDADIR?
  1. Erkeklerde sık olmakla beraber, ileri yaş (erkeklerde 45 yaş, kadınlarda 55 yaş ve üstü veya erken menopoz)
  2. LDL-kolesterolün (kötü) yüksek ve HDL-kolesterolün (iyi) düşük olması
  3. Sigara kullanımı
  4. Şeker hastalığı
  5. Yüksek kan basıncı varlığı (hipertansiyon)
  6. Ailede damar sertliğine bağlı hastalık hikayesinin olması
  7. Başka bir bölgede (örneğin kalp damarlarında) hastalık olması
  8. Şişmanlık (obezite)
  9. Yetersiz fiziksel aktivite aktivite
  10. Düzensiz ve yağlı beslenme
PERİFERİK ARTER HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Karotis darlığı olan hastaların büyük bir kısmında, arter ciddi biçimde daralana veya pıhtı oluşumu nedeniyle akut bir arter tıkanması olana kadar belirgin bir belirti görülmez. Karotis arterlerdeki plak oluşumları yetişkinliğin erken evrelerinde başlayabilir, ancak belirtilerin ortaya çıkması on yıllar alır. Belirtiler direk geçici iskemik atak ya da inme olarak kendini gösterebilir.

Geçici iskemik atak durumunda beyindeki kan akışı geçici olarak kesilir. Geçici iskemik atak inmeye benzer ancak birkaç dakika sürer ve belirtiler genellikle bir saat içinde kaybolur ve kişi normale döner.

Geçici iskemik ataklar önemsenmelidir çünkü geçici iskemik atak, inme ve kalıcı beyin hasarının baş gösterebileceğine dair bir uyarıdır.

Geçici iskemik atak veya inme belirtileri şunları içerebilir;

  • Baş dönmesi veya dengesizlik,
  • Bilinen bir nedeni olmayan ani, ciddi bir baş ağrısı,
  •  Ani olarak bir ya da iki gözde görme problemleri,
  • Yüzde veya kol ve bacaklarda, tek taraflı görülen ani güçsüzlük veya uyuşukluk,
  • Konuşma veya anlamada zorlanma

İnmenin belirtileri geçici iskemik atak belirtileri ile aynıdır ancak sonuçları farklıdır. İnme kalıcı beyin hasarına neden olabilir; felç, görme ya da konuşma problemleri gibi uzun vadeli sakatlıklar veya ölüm ile sonuçlanabilir.

Bir inme ya da felç durumunda mümkün olduğunca erken tedavi almak çok önemlidir. Belirtiler görüldükten sonra 4 saat içinde tıkanmış arterin açılması için tedavi yapılması durumunda tam iyileşme olasılığı yüksektir.

Bacak damarlarında dinlenince geçen, yorulunca artan ağrı belirtiler görülür. Ağrı, bazı zamanlar ise uyluk ve kalça bölgelerine yayılabilir. Bunlara ek olarak yara iyileşmesinde gecikme, bacakta yara (ülser) ve kangren görülebilir. Baldır kaslarının gittikçe zayıflaması ve çapının incelmesi, bacaklarda ve ayaklarda üşüme hissi ve soğukluk olması, ayaklarda renk değişikliği ile beraber ayak kıllarının dökülmesi ve tırnaklarda kalınlaşma ve hatta isteksizlik (impotans) olması diğer belirtilerdir.

PERİFERİK ARTER HASTALIĞININ TEDAVİSİ NEDİR?

Artmış tedavi seçenekleri yanında en önemlisi tedavinin geciktirilmemesi ve beslenme şekli, egzersiz, sigara kullanımı gibi önlenebilir risk faktörlerinin düzeltilmesidir.

Hastalığın çok ileri olmadığı durumlarda medikal (ilaç) tedavi ile takip yapılabilir.

Bu hastalarda, hem tanı hem de tedavi için anjiyografi kullanılmaktadır.

Cerrahi tedavide ise, periferik köprüleme ‘bypass’ işlemleri ve endarterektomi yer almaktadır. Damar içinde uzun segmentli lezyonlar, birden fazla darlık içeren damarlarda cerrahi yapılabilir.

PERİFERİK ARTER HASTALIĞINDA CERRAHİ SEÇENEKLERİ NELERDİR?

Karotis Cerrahisi:

İnme cerrahisi şah damarına bağlı felçlerde uygulanan bir erken cerrahi yöntemidir. Şah damarında darlığın giderilmesi ve olası bir felcin önlenmesi için yapılan ameliyat cerrahiye uygun felçli hastalara da uygulanır. İnme sonrası 7-10 gün geçmiş hastalar bu yöntemle tedavi edilebilir. Bu hastalar sadece damar sorunları ile değil aynı zamanda şeker hastalığı (DM), hipertansiyon (HT), kalp hastalığı ve ya başka bir büyük damar hastalığı açısından değerlendirilmelidir. Karotis cerrahisinde damarın içi temizlenir ve hızlı bir şekilde kapatılır. Operasyon yaklaşık 1 saat içerisinde tamamlanmış olur.

Periferik Damar Cerrahisi:

Periferik damar cerrahisi kola veya bacağa kan taşıyan ana atardamardaki tıkanıklığa bypass/köprüleme yapılması anlamına gelmektedir. Bypass dokuya daha çok kan akımı sağlar ve ağrıyı geçirir, varolan yaraların iyileşmesine olanak sağlarken ciddi enfeksiyon ve uzuv kaybı risklerini azaltır. Şikayet olan bölgeye yapılan doppler ultrasonografi sonrasında ya da yapılan ilaçlı bilgisayarlı tomografi veya MR tetkikleri sonrasında tıkanıklık tespit edildikten sonra en uygun tedavi yaklaşımına karar verilir.

Açık cerrahi tekniğinde çoğunlukla spinal (bel bölesinden) anestezi yöntemi kullanılarak tıkalı olan damar bölgesi, bacak toplardamarı (safen ven) veya suni damar (greft) kullanılarak köprüleme (by-pass) ameliyatı yapılır. Yaklaşık bir saatte tamamlanan ameliyat sonrası hasta servise çıkarılır. Ertesi gün yürütüp, 2-3 gün içinde de taburcu edilir.

Kalp Kapağı Problemleri

Kalp Kapağı Problemleri Nelerdir?

Son yıllarda sık olarak karşımıza çıkan kalp kapağı hastalıkları, kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyip, tehlikeli bir tablo yaratabiliyor.

Kalp kapak hastalığı nedir?

Kalbimizde mitral,aort,pulmoner,triküspit olmak üzere dört adet kapakçık bulunmaktadır.Bu kapaklar tek yönlü kan akımının yapılmasında önemli rol oynar ve aynı zamanda bu kapakçıklar kan dolaşımının doğru ve rahatça ilerlemesini sağlar. Kalp kapak hastalığı,kalp kapak yapısının bozularak işlev yapamaz hale gelmesi sonucu oluşmaktadır.Kapak hastalandığı yada hasar gördüğü zaman kalp kapağı hastalıkları baş gösterir. Hastalığın ortaya çıkmasında yaş faktörü önemli bir etken olduğundan 40 yaşından sonra mutlaka kalp checkup’ı yapılmalıdır.

Kalp kapağı hastalığının belirtileri

Kalp kapakçığı hastalıkları farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir.

  • Göğüs ağrısı,
  • Kalp ağrısı,
  • Zor nefes alma,
  • Fiziksel hareket yaparken zorlanma, (Merdiven çıkarken vb.)
  • Ateş Basması,
  • Çarpıntı hissi,
  • Bayılma hissi,
  • Yorgunluk ve halsizlik,
  • Felç,
  • Ritim bozuklukları vb.

Kapak Hastalıkları doğuştan olabileceği gibi sonradan da oluşabilir

Birçok farklı nedene bağlı olarak ortaya çıkan kalp kapağı hastalıklarının sebepleri aşağıdaki gibidir;

Doğuştan kalp kapağı hastalığı:Bireylerde en sık tespit edilen anomaliler olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu anormalliklerden biri içerisinde kalp kapakçığı içinde 2aort kapakçığı olmasıdır. Bu kişilerde zamanla aort darlığı ya da yetersizliğinin olduğu görülmektedir. Diğer bir anormallik ise diğer kapaklarda doğumsal anomalilerin görülebilmesidir. Doğuştan kalp hastalıkları;

  • Bebeğin anne karnındayken kalbin normal gelişim sürecini tamamlayamamasından kaynaklanmaktadır.
  • Akraba evliliği,
  • Anne veya babanın doğumsal bir kalp rahatsızlığının bulunması,
  • Bebeklikte radyasyona maruz kalınması,
  • Annenin diyabet olması yada diyabetik bir hastalık geçirmesi,
  • Hamilelikte aktif veya pasif sigara kullanımı,
  • Çevresel yetersizlikler ve çeşitli genetik hastalıklar, doğuştan kalp rahatsızlıklarında risk faktörleri olarak karşımıza çıkar.

Romatizmal Ateş:Ülkemizde ciddi kapak hastalıklarının önde gelen sebeplerindendir.  Romatizmal ateş, kapak hastalığına sebep olur. Ancak bu durum 20–30 yıl sonra hissedilir. Romatizmal ateş kadınlarda en sık mitral kapak darlığına, erkeklerde ise aort kapak yetersizliğine yol açar.

Mitral Kapak Hastalığı: Mitral Kapak alanı normalde 4-6 santimetrekaredir. Mitral kapak 2,5 santimetrekare altındaolursa belirtiler baş göstermeye başlar. Bu durumda önce fiziksel hareketle ortaya çıkan nefes darlığı, çarpıntı, yorgunluk gibi belirtiler, hastalık ilerledikçe daha da artar. Mitral darlığında sol kulakçıkta kan akımı yavaşladığı için pıhtı oluşabilir ve bu pıhtı dolaşım yoluyla vücuttaki kol, bacak, beyin ve benzeri organların damarlarını tıkayabilir. Ayrıca genişleyen sol kulakçık nedeniyle ritim bozuklukları meydana gelebilir.

Kalp Kapağı Kireçlenmesi:Dahaçok yaşlılarda görülür.Bunun sebebi olarak kapak yaprakçıklarının kalınlaşması ve kireçlenmesi nedeniyle kapakçıklar yeteri kadar açılmaz. Bazı hastalarda ameliyat tedavisi gerektirecek düzeye gelebilmektedir.

Kapak Enfeksiyonu:Genellikle eskiden kapak operasyonu geçiren bireylerde görülen ciddi bir rahatsızlıktır. Başlıca belirtileri; ateş, halsizlik, eklem ağrılarıdır. Bu hastalıktan korunmak için hastalar diş çekimi, cerrahi girişimler öncesinde antibiyotik almaları gerekir.

Pulmoner Kapak Hastalığı:Romatizmal nedenli olanı için çok nadir görülür. Genellikle doğuştan olur. Kanın akciğer damarından sağ karıncığa geri kaçmasıyla oluşur. Çabuk yorulma, nefes darlığı vb. belirtiler gösterir. İleri aşamalarda kalp yetersizliği bulguları oluşabilmektedir. Ayaklarda şişme, karaciğerde büyüme, boyun damarlarında belirginleşme oluşabilecek belirtiler arasında yer alır

Aort darlığı ve yetersizliği:Genç yetişkinlerde daha sık görülür. Romatizmal ateş sonucu da aort darlığı oluşabilmektedir.Tedavi aşamasında; hipertansiyonu olan hastalara uygun antihipertansif ilaçlar verilmektedir. Semptomu olmayan hastalara ise özel bir medikal tedavi uygulanmaz. Semptomlu hastalarda ise gerekli durumlarda tıbbi cerrahi uygulanır.

Kalp kapağı hastalıklarının cerrahi tedavi yöntemleri

  • Kalp kapağı değişimi,
  • Biolojik veya mekanik kalp kapağı takılması
  • Kalp kapağı onarımı,
  • Balon yöntemi,

Tedavi sürecinde hastanın şikayet ve sorununa yönelik olarak tedavi yöntemine karar verilir.Kalp kapak hastalıklarında takip süreci büyük önem taşımaktadır. Belli aralıklarla düzenli olarak yapılan ekokardiyografi en önemli takip aracıdır. Tedavi sürecinde hastaya göre ilaç ve uygulamalara başvurulmaktadır. Kapak hastalıklarının kalp üzerindeki olumsuz etkileri ilaçla büyük oranda engellenebilmektedir.

Sonradan oluşabilen kalp kapağı hastalıklarından korunmak için

  • Şekerli gıdalardan,sigara ve alkol kullanımından uzak durulmalı,
  • Stresli ortamlardan uzak durulmalı,
  • Kolesterol seviyesini kontrol altına alınmalı,
  • Düzenli olarak yürüyüş yapılmalı,
  • Tuz ve margarin tüketimi azaltılmalı,
  • Düzenli spor yapılmalı,
  • Düşük doymuş yağ,sodyum içeren besinler tercih edilmeli,
  • Hipertansiyonu önlenmelidir.

Varis

Varis Nedir?

Genellikle bacaklarda görülen cildin  hemen altındaki toplardamar genişlemelerine varis adı verilir. 

Ven adı verilen toplardamarlar bacaklarımızdaki oksijenini kaybetmiş olan kanı yer çekiminin tersi yönünde  akciğerlere taşıyan damarlardır. Bu damarların içindeki akımın yukarı doğru devam edebilmesi ve aşağıya göllenmemesi için kapaklar vardır. Bacak kaslarının çalışması ile bu oksijensiz kan kapakların da yardımı ile tek yönlü olarak kalbe doğru ilerler. Ancak damarlar çok fazla genişlediğinde kapaklar biribirine uzak kalır ve kanın aşağı göllenmesini engelleyemez. Kanın ileri geri hareketi de kapaklara zarar verir.  Kapaklarda hasar oluştuğunda kanın yer çekimi ile aşağı yönde basınç oluşturması ile yüzeysel toplardamarlarda genişlemeler yani bacak varisleri oluşur.

Varis hastalığı önemli bir halk sağlığı sorunudur. Toplumumuzda  sıklığı %20 – %40 arasında değişmektedir. Tedavi olunmadığında ilerleyen varisler yaşam kalitesini çok ciddi düşüren sıkıntılara ve yaralara neden olabilir. Ayakta uzun süre hareketsiz olarak durma, genetik yatkınlık ve özellikle bayan hastalarda fazla kilolar varis hastalığı için risk faktörleridir.

Varis Hastalığı nedeni ile gün içinde giderek artan bacak ağrısı, bacaklarda çabuk yorulma ve ağırlık hissi olur. Hastalarda semptomları rahatlatmak için akşama doğru oturma ve bacaklarını yukarıya kaldırma isteği görülebilir. Gözle görülür varis olmadan da bu şikayetler görülebilir. Tedavi edilmediğinde ilerleyerek pıhtı oluşumlarına neden olabilir. Daha ciddi seviyelerdeki varis hastalarında deride renk değişikliği ve yaralar oluşabilir. 60 yaş üstü yetişkinlerin %1’inde varis hastalığına bağlı yaralar görülmektedir. Varise bağlı olarak gelişen kaşıntı renk değişiklikleri ve yara mutlaka önemsenmeli ve varis tedavisi ihmal edilmemelidir. Mutlaka varis tedavisinde deneyimli bir girişimsel radyoloji uzmanına modern yöntemler ile tedavi olmanızı öneririz.

Toplardamardaki kapakların hasarı ve aşağı yönlü basınçlı kan akımının varlığı (Venöz Yetmezlik) farklı büyüklüklerde varislere neden olabilir.  Bilimsel makalelerde farklı sınıflamalar olmakla birlikte kabaca 3 tip varis vardır.

1. Büyük boy varisler: Deriden çok belirgin kabarıklık yapan, çapları 4-15 mm arasında değişen varislerdir. 
2. Orta boy varisler: Deriden hafif kabarıklık yapan, yeşil renkli, çapları 2-4 mm arasında değişen varislerdir. 
3. Kılcal varisler: Deriden kabarıklık yapmayan , çapları 1-2 mm den küçük olan kırmızı-mor renkli varislerdir.

Her üç varis türününde tedavisi modern yöntemler ile ameliyatsız olarak yapılabilmektedir.

Kronik Venöz Yetmezliği

Kronik Venöz Yetmezliği Nedir?

Venöz yetmezlik, kol ve bacak gibi yerlerden gelen toplardamarlardaki kirli kanın kalbe ulaşıp temizlenmediği durumu ifade eder. Böylece kirli kan bacaklar gibi vücudun çeşitli yerlerinde birikerek şişlik ve morarıklık oluşturabilir. Buna sebep olan durumlar arasında başta varis olmak üzere, pıhtı sorunları, kapak problemleri yer alır. Doktor, venöz yetmezlik semptomların şiddetini değerlendirerekuygun tedavi seçeneklerini önerecektir. Erken teşhis ve tedavi, venöz yetmezliğin ilerlemesini ve komplikasyonların ortaya çıkmasını önleyebilir. Tedavide kan akışını artırmayı amaçlayan, kompresyon çorapları, ilaçlar, fizik tedavi ve cerrahi müdahale gibi seçenekler bulunur.

Venöz Yetmezlik Neden Olur?

Venöz yetmezliğe sebep olacak pek çok durum vardır, başlıca nedenler şöyle sıralanabilir:

  • Varisler: Venöz yetmezliğin en yaygın nedenlerinden biri varislerdir. Varisler, bacaklardaki damarlarda genişlemeler ve şişlikler olarak ortaya çıkar. Bu durum, venlerin düzgün bir şekilde kanı kalbe taşımasını engelleyebilir.
  • Derin Ven Trombozu (DVT): DVT, bacaklardaki derin venlerde kan pıhtısı oluşması durumudur. Bu pıhtılar, venlerin tıkanmasına ve kan akışının engellenmesine neden olabilir, böylece venöz yetmezliğe yol açabilir.
  • Hormonal Değişiklikler: Hamilelik, doğum kontrol hapları gibi hormonal değişiklikler, venöz yetmezliği tetikleyebilir.
  • İlerleyen Yaş: Yaş ilerledikçe, venöz yetmezlik riski artar çünkü venler elastikiyetini kaybedebilir ve daha az etkili hale gelebilir.
  • Obezite: Obezite, bacaklardaki venler üzerinde ekstra baskı oluşturabilir ve venöz yetmezliğe katkıda bulunabilir.
Venöz Yetmezlik Çeşitleri Nelerdir?

Venöz yetmezlik, venlerin (damarların) kanı yeterince etkili bir şekilde kalbe taşıyamadığı bir durumdur ve farklı çeşitlere ayrılabilir. İşte venöz yetmezlik çeşitlerinden bazıları:

  • Yüzeysel Venöz Yetmezlik: Bu, yüzeydeki venleri etkileyen ve sıklıkla varislerle ilişkilendirilen bir tür venöz yetmezliktir. Yüzeysel venöz yetmezlik, venlerin yüzeyde genişlemesi ve damar kapakçıklarının işlevsiz hale gelmesi sonucu oluşur. Varisler, bu tür venöz yetmezliğin belirgin bir işaretidir.
  • Derin Venöz Yetmezlik: Bu tür venöz yetmezlik, derin venlerin (bacaklardaki derin damarlar) işlevsiz hale gelmesi sonucu ortaya çıkar. Derin venöz yetmezlik, daha ciddi bir durumdur ve potansiyel olarak daha ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Derin ven trombozu (DVT) gibi durumlar, derin venöz yetmezliğin bir nedeni olabilir.
  • Kronik Venöz Yetmezlik: Kronik venöz yetmezlik, venöz sistemin uzun süreli işlevsizliği veya yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Bu durum, bacaklardaki venlerin kanı yeterince etkili bir şekilde kalbe taşıyamadığı durumlarda gelişir. Kronik venöz yetmezlik, semptomların uzun süre devam ettiği ve ilerlediği bir durumdur.
Kronik Venöz Yetmezlik Belirtileri Nelerdir?

Kronik venöz yetmezlik (KVY), venöz sistemdeki damarların uzun süreli işlevsizliği veya yetersizliği sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Kronik venöz yetmezlik belirtileri ve şiddeti kişiden kişiye değişebilir.. Ama genelde venöz yetmezliği belirtileri şunlardır:

  • Bacaklarda Ağırlık ve Yorgunluk Hissi: Bacaklarda ağırlık, dolgunluk veya yorgunluk hissi sıkça yaşanan bir belirtidir. Bu his, günün ilerleyen saatlerinde veya ayakta uzun süre durduktan sonra artabilir.
  • Bacak Şişliği: Bacaklarda şişme, venöz yetmezliğin bir belirtisi olabilir. Bacaklardaki damarların düzgün çalışmaması, kanın toplanmasına ve bacaklarda ödem oluşmasına neden olabilir.
  • Varisler: Varisler, genellikle venöz yetmezliği olan kişilerde görülen belirgin damar genişlemeleri ve şişlikleridir. Bacaklarda, özellikle alt bacaklarda görülebilirler.
  • Ayak Bileği Çevresinde Şişlik: Ayak bileği çevresinde ödem (şişlik) de venöz yetmezliğin bir belirtisi olabilir.
  • Kaşıntı ve Yanma: Venöz yetmezlik, bacaklarda kaşıntı veya yanma hissine neden olabilir. Bu semptomlar genellikle ciltteki dolaşım sorunlarından kaynaklanır.
  • Kramp Benzeri Ağrılar: Bazı kişiler venöz yetmezlikle ilişkilendirilen kramp benzeri ağrılar yaşarlar. Bu ağrılar genellikle gece veya uzun süre ayakta durduktan sonra ortaya çıkabilir.
  • Ciltte Renk Değişiklikleri ve Döküntüler: Venöz yetmezlik, bacak cildinde renk değişikliklerine (özellikle koyulaşma) neden olabilir. Ayrıca, ciltte döküntüler veya kaşıntılı alanlar da görülebilir.
Venöz Yetmezlik Nasıl Tedavi Edilir?

Venöz yetmezlik tedavisi, semptomların şiddetini azaltmak, komplikasyonları önlemek ve hastanın yaşam kalitesini artırmak için uygulanan çeşitli yöntemleri kapsar. Tedavi planı, hastanın semptomlarına, venöz yetmezliğin şiddetine ve diğer tıbbi faktörlere bağlı olarak belirlenir. Venöz yetmezlik tedavisi için kullanılan bazı yöntemler:

  • Kompresyon Tedavisi: Kompresyon çorapları veya bandajlar, venöz yetmezlik semptomlarını hafifletmek için yaygın olarak kullanılır. Bu giysiler, bacaklardaki damarlara basınç uygulayarak kanın daha iyi akmasını sağlar. Doktorunuz, hangi tür ve basınca ihtiyaç duyduğunuzu belirleyecektir.
  • İlaç Tedavisi: Doktorunuz, semptomları hafifletmek ve damar iltihaplarını kontrol altına almak için ilaçlar önerebilir. Bu ilaçlar, ödem (şişlik) ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir, ayrıca, kan pıhtılarını önlemek için kan inceltici ilaçlar da kullanılabilir.
  • Damar Cerrahisi: İleri durumlarda veya tedaviye yanıt vermeyen vakalarda, damar cerrahisi gerekebilir. Cerrahi müdahale, venlerin veya kapakçıkların tamir edilmesi veya yerine konması anlamına gelir. Bu prosedürler, venöz yetmezliğin nedenlerine bağlı olarak değişebilir.
  • Endovenöz Lazer Tedavisi (EVLT) veya Radyofrekans Ablasyon: Bu minimal invaziv prosedürlerde, etkilenen venlerin içine bir lazer fiberi veya radyofrekans elektrodu yerleştirilir ve venin kapatılması veya daraltılması sağlanır. Bu yöntemler, varislerin tedavisinde sıkça kullanılır.
  • Skleroterapi: Skleroterapi, ince bir iğne kullanılarak venöz yetmezliğe neden olan küçük damarların içine özel bir sıvının enjekte edilmesiyle yapılır. Bu sıvı, damarı tahrip ederek kapatır ve zamanla kaybolmasına neden olur.
  • Fizik Tedavi ve Egzersiz: Fizik tedavi ve egzersiz, bacak kaslarını güçlendirmek, bacakların kan dolaşımını artırmak ve semptomları hafifletmek için önerilebilir. Egzersiz, bacaklardaki kanın daha iyi pompalanmasına yardımcı olur.
  • Beslenme ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmek, kiloyu kontrol altına almak ve aşırı kilodan kaçınmak KVY semptomlarını hafifletebilir.
  • Diğer Tedavi Seçenekleri: Bazı hastalarda venöz yetmezliği tedavi etmek için daha özelleşmiş prosedürler veya yöntemler gerekebilir. Bu, doktorunuzun değerlendirmesine ve teşhisinize bağlı olarak değişebilir.
Venöz Yetmezlik Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Venöz yetmezlik kişileri hem rahatsız eden hem de tedirgin eden rahatsızlıklardan biridir. Çünkü kan akışı ve kanın temizlenmesi ile ilgili bir durum olduğu için ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bu sebeple venöz yetmezlikle alakalı akılda endişe ve sorular oluşur. Venöz yetmezlikle ilgili sıkça sorulan sorulardan bazıları şunlardır:

VENÖZ YETMEZLİK TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUR?

Venöz yetmezlik tedavi edilmezse, semptomlar genellikle kötüleşir ve daha ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Bu komplikasyonlar arasında bacak ülserleri (yaraları), derin ven trombozu (DVT), cilt enfeksiyonları ve hatta bacaklarda doku hasarı yer alabilir. Tedavi edilmediğinde, yaşam kalitesi düşebilir ve hareket kabiliyeti sınırlanabilir. Bu nedenle, venöz yetmezlik belirtileri yaşayan kişilerin bir sağlık profesyoneli ile görüşmeleri ve uygun tedaviyi almayı düşünmeleri önemlidir.

VENÖZ YETMEZLİK AMELİYATI NE KADAR SÜRER?

Venöz yetmezlik ameliyatının süresi, yapılacak cerrahi müdahalenin türüne ve hastanın durumuna bağlı olarak değişebilir. Basit bir venöz yetmezlik tedavisi ameliyatı, genellikle 30 dakika ile bir saat arasında sürebilir. Daha karmaşık veya büyük bir ameliyat, süresi birkaç saat sürebilir. Ameliyat öncesi ve sonrası hazırlık süreleri de elbette düşünülmelidir, ayrıca tam olarak ne kadar süreceği, doktorunuzla yapacağınız değerlendirmenin sonucuna ve ameliyatın detaylarına bağlı olarak değişebilir

Kalp ve Damar Hastalıkları

Kalp ve Damar Hastalıkları Nedir?

Kalp ve damar hastalıkları, dünyanın dört bir tarafında yaşanan ölümlerin en büyük sebeplerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Biraz daha derine inecek olursak; kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde her yıl neredeyse 20 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açarken, bu sayı Türkiye sınırları içerisinde neredeyse 200 bin kişiyi bulmaktadır. Bu nedenle kalp hastalıkları ve korunma yolları, herkesin bilinçli olması gereken önemli bir toplumsal sorun haline gelmiştir. 

Kalp ve Vücudumuzdaki İşlevi

Kanı dokulara dağıtma görevini üstlenen ve çoğunlukla kas ve bağ dokusundan oluşan kalp, vücudun ihtiyaç duyduğu oksijen ve besin maddelerini sağlar. Kalp bu görevi yerine getiremediği takdirde, direkt olarak kalp ve diğer organlarda hasar meydana gelebilir. Yumruk büyüklüğünde bir organ olarak göğüs kemiğinin arkasında ve biraz sol yanında yer alan kalp, üç temel yapının uyumu sayesinde çalışır. Bu üç temel yapıyı şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Koroner Arterler: Kalp kasına oksijen bakımından zengin kanı taşıyan ve kalp yüzeyi boyunca yayılan damarlardır.
  • Kardiyovasküler Sistem: Kanı, arterler ve damarlar aracılığıyla tüm vücuda pompalama görevini üstlenir.  
  • Sinir Ağı: Kalbimizin gevşeme ve kasılmasını sinyaller aracılığıyla yönetir.

Kalpte oluşacak herhangi bir sıkıntı diğer organlara da zarar verebileceği için, kalp sağlığına bir hayli özen göstermek gerekir. Ayrıca kalp hastalıkları ve korunma yollarına dair mümkün olduğu kadar farkındalık sahibi olmak zaruridir. Zira bu sayede, hayati tehlikeye yol açabilecek kalp hastalıklarından korunabilir duruma gelebiliriz. Bunun önemini   

Kalp Hastalıkları Nelerdir?

Kalpte ortaya çıkan ve kalbe tesir eden herhangi bir sıkıntıyı ifade etmek için kalp hastalıkları kavramı kullanılır. Kalp hastalıkları arasında kan damar hastalıkları (koroner arter hastalığı gibi), kalp ritim bozukluğu (aritmi) ve doğumla birlikte gelen kalp kusurlarını sayabiliriz. Biraz daha detaya inecek olursak, kalp hastalıklarını genel manada şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kalp yetmezliği
  • Koroner arter hastalığı
  • Doğuştan gelen kalp hastalığı
  • Kalp ritminin bozukluğu ile ortaya çıkan kalp hastalıkları
  • Miyokard enfarktüsü (Kalbin kas tabakasının oksijensiz kalması olarak bilinir)

Kalp Hastalıklarının Sınıflandırılması 

Kalp hastalıkları, hastalığın altında yatan sebeplere göre belirli kategorilere ayrılır. Bunları ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kalp damarlarında meydana gelen kireçlenme ve tıkanma sonucu ortaya çıkan aterosklerotik kalp hastalıkları (hipertansiyon, diyabet gibi hastalıklar)
  • Kalbin çalışma uyumundaki temel yapılardan biri olan sinir ağındaki iletim bozukluklarından dolayı ortaya çıkan kalp ritim bozuklukları (Aritmiler),
  • Yeni doğanlarda sıkça görülebilen atar ve toplardamar yerleşim yerlerinde meydana gelen hasarlar veya kalp kapak deliği gibi kusurlar sonucu ortaya çıkan doğumla birlikte gelen (konjenital)  kalp hastalıkları,
  • Zayıf kalp kaslarının yol açtığı dilate kardiyomiyopati gibi kalp kası sorunları da ayrı bir grubu oluşturur.
  • Kalpte meydana gelen enfeksiyonlar (Endokardit gibi)
  • Mitral kapak darlığı veya yetmezliği gibi kalpte ve kalpten çıkan ve giren ana damarların kapaklarındaki darlık veya yetmezlikler kalp kapak hastalıkları olarak bilinir. 

Bunların haricinde kalp hastalıklarını tetikleyen birçok faktör mevcuttur. Bilhassa yaşam tarzınız, kalp hastalıklarının ortaya çıkmasında önemli rol oynamaktadır. 

İskemik Kalp Hastalığı (Kalp Damar Tıkanıklığı) Nedir?

İskemik kalp hastalığı, kalp kasını besleyen koroner damarlarda (en az bir damarda olmak üzere) daralma veya tam tıkanma meydana gelmesi sonucu oluşan hastalıktır. Bu daralma veya tam tıkanma sonucunda kalp kasına gerekli olan oksijen ve besinler dokulara ulaşamaz. Bazen hiçbir belirti göstermeyen iskemik kalp hastalığı, bazen de göğüs ağrısı, bayılma ve çabuk yorulma gibi belirtilerle kendini gösterebilir.   

İskemik kalp hastalığının ortaya çıkmasında tütün kullanımı, ilerleyen yaş, genetik yatkınlık, yüksek tansiyon, diyabet ve obezite gibi faktörler etkili rol oynamaktadır. Bu tetikleyicilerin miktarı arttığı sürece, hastalığın ortaya çıkma olasılığı da buna paralel olarak artar.  

Kalp Krizi Nedir?

Kalp damarının birden tıkanmasıyla ortaya çıkan kalp krizi, göğüste yanma, baskı ve sıkışma hissiyle kendini gösterebilir. Çeneye ve kollara doğru yayılan bu belirtileri, bulantı ve kusmaya eşlik eden soğuk terleme takip eder. 30 dakikayı aşkın bir süre devam edebilen şikâyetler, hasta için hayati tehlike arz etmektedir. Bu nedenle, vakit kaybetmeden bir hastaneye başvurulması gerekmektedir. Kalp krizi, kalp hastalıklarına bağlı ölüm sebepleri arasında en yaygın görülen ölüm sebebidir.

Tansiyon Nedir?

Kan basıncı olarak da bilinen tansiyon, kanın atardamar duvarına yaptığı basınçtır. Çoğunlukla genetikten ötürü ortaya çıkan tansiyon hastalığı, yaşam tarzına bağlı olarak daha erken veya daha geç bir zamanda kendini gösterebilir.

Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon) Nedir?

Şayet kan basıncı 140/90 mmHg ve üzerinde ise bu durum hipertansiyon (yüksek tansiyon) olarak nitelendirilmektedir. Hipertansiyon, genellikle belirti göstermeden ilerlemektedir.

Düşük Tansiyon (Hipotansiyon) Nedir?

Düşük tansiyon olarak bilinen hipotansiyon, kan basıncının büyük tansiyon için 90 mmHg, küçük için ise 60 mmHg altında olma durumudur. Hipotansiyon, genellikle gençlerde ve menopoz öncesi kadınlarda görülebiliyor.

Kalp Hastalıklarının Nedenleri Nelerdir?

Kalp hastalıkları ve korunma yolları konusunda çok daha dikkatli hareket edebilmek için, kalp hastalıklarına yol açan nedenleri bilmek ve buna göre yaşam tarzınızı düzene sokmak gerekir. Kalp hastalıklarına yol açan pek çok sebep vardır. Kalp hastalıklarına zemin hazırlayan bu sebepleri ise şu şekilde sıralayabiliriz: 

  • Sigara kullanmak, 
  • Beslenme düzeninde paketlenmiş hazır gıdalara yer vermek, 
  • Yaşın da ilerlemesiyle birlikte hareketsiz kalmak,
  • Aşırı kilo ve obezite,
  • Yüksek tansiyon ve kolesterol kontrol altına alınmadığı takdirde, kalp zaman içinde zarar görür ve bu da kalp hastalıklarına zemin hazırlar.

Bunların haricinde, gebelik dönemindeki kadınların kan basıncında ani artışlara yol açan preeklampsi hastalığı da kalp hastalıklarına sebep olabilir. 

Kalp Hastalıklarının Belirtileri Nelerdir?

Hastalığa göre belirtilerinde değişiklik görülen kalp hastalıkları, kadınlar ve erkeklerde farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Fakat yine de, genel olarak ortak sayılabilecek belirtiler mevcuttur. Bu belirtiler, süreklilik göstermekle beraber kendiliğinden iyileşmez. Kalp hastalıkların kadın ve erkeklerde ortak olarak görülebilen en yaygın belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz:  

  • Göğüs ağrısı, 
  • Göğüs sıkışması, 
  • Çarpıntı,
  • Göğüs basıncı ve göğüste rahatsızlık hissiyatı,
  • Kalpteki kan damarlarının sertleşmesi veya daralmasına bağlı olarak bacak ve kollarda ağrı, uyuşukluk ya da halsizlik gelişmesi,
  • Aniden ortaya çıkan nefes darlığı,
  • Boyun, çene, boğaz, üst karın ya sırt bölgelerinde meydana gelen ağrı,
  • Baş dönmesi ve bayılma,
  • Soluk gri ya da mavi ten rengi,
  • Kalp sanki yerinden çıkacakmış gibi atabilir yahut hissedilemeyecek kadar yavaş atabilir,
  • Ateş, 
  • Kuru ve sürekli bir şekilde öksürük, 
  • Bacak, karın ve göz çevresinin şişmesi,
  • Deride ve ciltte görülen döküntüler.

Kadınlarda Kalp Hastalıkları Belirtileri Nelerdir?

Kalp hastalıkları, özellikle de kadınları daha fazla etkilemektedir. Kadınlarda daha sık görülen yüksek tansiyon ve romatizmal hastalıklar kontrol altına alınmadığı takdirde, kalbe zarar vererek kalp hastalıklarına davetiye çıkarır. Erkeklerde göğüs ağrısı, kadınlara nazaran daha belirgindir. Bununla birlikte, kadınlarda göğüs ağrısı daha çok nefes darlığı ya da yorgunluk olarak hissedilir. Bunların yanı sıra, kalp hastalıkları söz konusu olduğunda kadınları daha çok etkileyen diğer belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz:      

  • Aşırı derecede halsizlik,
  • Boyun, çene ya da kolu etkileyen ağrı,
  • Mide bulantısı.

Kalp Hastalığı Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Tıpkı belirtilerde olduğu gibi, kalp hastalıklarına dair uygulanacak tedavi planlaması da hastalığa göre farklılık gösterir. Örneğin, söz konusu hastalık kalp enfeksiyonu olduğu takdirde uygulanacak yöntem, antibiyotik tedavisidir. 

Kalp hastalıkları tedavisinde uygulanan genel tedavilerden biri ilaç tedavisi olsa da, ilk etapta çoğunlukla yaşam tarzı değişikliği önerilir. Hastanın gündelik hayattaki rutinlerinin değiştirilmesiyle kalp hastalığının tedavi edilmesi hedeflenir. Bu aşamada içeriğinde düşük sodyum barındıran ve az yağlı besinleri tüketmeye bilhassa özen gösterilmelidir. Zira içeriğinde yüksek sodyum ve doymuş yağ bulunan besinler kalp damarlarında tıkanmaya yol açabilir. Bu önerilerin yanı sıra, kalp sağlığını koruyabilmek için her gün 30 dakika egzersiz de tavsiye edilir. Düzenli bir şekilde yapılan egzersiz, sağlıklı kalp damarları ve düzenli ritim anlamına gelir. Bununla birlikte, sigara ve alkol tüketimini bırakmak da tedavi süreci kapsamında yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerindendir. 

Kişinin uyguladığı yaşam tarzı değişiklikleri yeterli gelmediği takdirde, kalp hastalığına bağlı olarak ilaç tedavisi devreye girer. Kalp hastalığı ilaç tedavisine de yanıt vermezse, son çare olarak cerrahi tedavilere başvurulur. Yapılacak cerrahi uygulamalar, kalp hastalığına ve kalbin gördüğü zarara bağlı olarak değişkenlik gösterir.  

Kalp Hastalıklarından Nasıl Korunuruz?

Kalp hastalıklarını yeterince tanıdık. Şimdi, asıl konuya yani kalp hastalıklarından nasıl korunacağımıza gelelim. Kalp hastalıklarından korunma yollarını arayan bireylerin uyması gereken belli başlı noktalar vardır. Şayet kalp hastalıkları ve korunma yolları konusunda doğru bir yol haritası arıyorsanız, şu tavsiyelere kulak vermenizde fayda var:

Kalp Hastalıklarından Korunma Yolları

Sağlıklı beslenmeye özen gösterin: Sağlıksız bir beslenme düzeni, kalp damar hastalıklarına zemin hazırlar. Örneğin, kolesterolünüzü uygun seviyeye düşürerek kalp hastalıklarından korunabilirsiniz. Kolesterolü düşürmek için iç yağı, tereyağı gibi hayvansal kaynaklı yağlardan imtina edin. Bunun yerine Ayçiçek yağı, zeytinyağı ve soya gibi bitkisel yağları tüketebilirsiniz. Ayrıca taze meyve, sebze, balık ve lifli gıdalar tüketmemeye özen gösterin. Bunların haricinde, tatlı ihtiyacı duyduğunuzda ağır hamur tatlılarından uzak durun. Günlük tuz alımını ise oldukça kısıtlı tutun; günlük tuz tüketimini en fazla 5 gramda tutun. Son olarak, kaçınmanız gereken besinleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Sakatatlar,
  • Paketlenmiş hazır gıdalar,
  • Tam yağlı etler, salam, sucuk, pastırma, sosis, 
  • Yağlı gıdalar (kaymak, krema, mayonez, çikolata ve yağlı soslar),
  • Yağda kızartma ve kavurmalar,
  • Alkol, 
  • Hazır meyve suları,
  • Tereyağı, kuyruk yağı, margarin yağı ve içyağı gibi hayvansal kaynaklı yağlar.

Tansiyonunuzu kontrol altında tutun: Yüksek tansiyon olarak bilinen hipertansiyon, damar iç yüzeyinde bulunan genişlemeyi azaltırken yağ birikimini kolaylaştırır. Bununla birlikte, kandaki akış bozulur, kireçlenme artar ve vücutta istenmeyen pıhtıların sayısı ciddi manada yükselir. Bundan dolayı, hipertansiyon konusuna dikkat etmeli; kan basıncınızı 130/85 mmHg seviyesinin altında tutmalısınız. Şayet ileri yaşta biriyseniz bu sayı 140/90 mmHg seviyesinin altında olmalıdır. Bunu yapabilmek için kilonuzu ideal seviyede tutun, aktivite ve egzersizlerinizi artırın, tuz tüketimine dikkat edin, yeterince kalsiyum alın ve sigarayı bırakın.

Menopozu geciktirin: Kadınları damar sertliğine karşı koruyan östrojen hormonu, menopoz dönemiyle birlikte ortadan kalkar ve bu nedenle kadınlarda olağan dışı bir damar sertliği oluşmaya başlar. Bu yüzden, menopozu geciktirmek için gerekli tedavileri geciktirmemeye özen gösterin.

Sigara içmeyi bırakın ve sigara içilen ortamlardan uzak durun: Damarların iç yüzeyinde kolesterol, yağ ve kireç birikmesini sağlayan sigara, kardiyovasküler hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Eğer kalp krizi geçirmiş kişiler sigara kullanmaya devam ederlerse, tekrardan kalp krizi yaşanma olasılığı %20 ve %45 arasında bir oranda artmaktadır. Bunun haricinde, koroner bypass sonrası sigara içmeye devam eden bireylerin ölüm oranda da iki kat artış gözlemlenmektedir. Aynı şekilde pasif içicilik de kalp hastalıklarına dair riskleri artırır. 

Mutlaka spor yapın: Yaşadığımız dönemde insanlar, her geçen gün daha da az hareket eder hale geldi. Teknolojinin gelişmesi, bizi insanların daha az hareket edebileceği bir dünya ile tanıştırdı. Ancak özellikle de kalp sağlığı açısından spor ve egzersiz yapmak hayati önem taşıyor. Sağlıklı bir kalp ve vücut için en az 30 dakika olmak üzere haftanın en az 3 gününde spor ve egzersiz yapın. Sağlıklı bir birey olsanız dahi, formunuzu korumak için spor ve egzersiz yapmaya özen gösterin. 

Kan şekerinizi kontrol altında tutun: Şeker hastalarının en çok sıkıntı çektiği konulardan bir tanesi kalp krizi riskidir. Zira şeker hastalığı, damar duvarının esnekliğine zarar vererek hücre birikimine yol açar. Bununla birlikte, pıhtılaşma artar ve damar iç yüzeyinde bulunan hücreler daha kolay hasar görür hale gelir.

İdeal kilonuza ulaşın: Aşırı kilo ve obezite, kalp hastalıklarının gelişmesine zemin hazırlar. Vücut kitle endeksiniz 25’in altında olduğu sürece herhangi bir sıkıntı yaşanmaz, ancak endeksin üzerine çıktıkça kalp hastalıkları riski de artmaktadır. 

Stresten Uzak Durun: Stres, depresyon ve öfke, kalp hastalıklarına zemin hazırlayan bir başka husustur. Bu nedenle, olabildiğince stres ve depresyondan uzak durmaya gayret gösterin. 

Call Now Button